Niyet Ettim Gıybet Orucu Tutmaya
“Ben bunu onun yüzüne de söylerim.”
“Arkasından konuşmak gibi olmasın ama…”
“Yalan mı söylüyorum, dediklerimin hepsi doğru!”
“Allah ıslah etsin, yine yapmış yapacağını…”
“Anlatmazsam patlarım!”
Bu cümleler size de tanıdık geliyor mu? Çünkü gıybet, çoğu zaman böyle masum görünen cümlelerin arkasına saklanarak hayatımıza girer. Gıybetle, kendimizi haklı çıkarır, vicdanımızı susturur; kelimelerimizle başkalarının onurunu örselerken, ruhumuzu da farkında olmadan yorarız.
“Niyet Ettim Gıybet Orucu Tutmaya” gıybetin; zanla başlayan, merakla büyüyen ve alışkanlığa dönüşen bir ruh kirliliği olduğunu gözler önüne seriyor. Aile oturmalarından komşu buluşmalarına, dost meclislerinden iş ortamlarına, sosyal medyadan WhatsApp yazışmalarına, “rahatlama” bahanesinden “dürüstlük” maskesine kadar gıybetin tüm gizli kılıklarını tek tek ele alıyor.
Hz. Meryem’in “susma orucu”ndan ilham alan, iftarı dünyada olmayan ama mükâfatı ebedî cennet olan bir ahlak yolculuğuna davetlisiniz.
Kitap Detayları
| Yazar | |
|---|---|
| Editör |
Hatice Kübra Özdemir |
| Yaş Grubu | |
| Kategori | , |
| Sayfa Sayısı |
176 |
| Ebat |
15,5×23 cm |
| Cilt |
Karton Kapak |
| Baskı Tarihi |
Şubat 2026 |
Kitabı satın almadan önce incele
Satın Al
Kitabımızı aşağıdaki platformlardan satın alabilirsiniz.
Editörün Kaleminden
Son zamanlarda edisyonunu yaparken hem çok sarsıldığım hem de tertemiz bir neşeyle heyecanlandığım bir kitap oldu Niyet Ettim Gıybet Orucu Tutmaya. Sarsıldım çünkü günlük hayatın içinde, dost meclislerinde, sosyal medyada farkında olarak ya da olmadan o kadar çok düşüyoruz ki bu pis sularla dolu kuyuya. Heyecanlandım çünkü yazar ilk sayfalardan itibaren okuyucuyu bir niyete girmesi yönünde motive ediyor.
Bu öyle güzel bir niyet ki daha niyet eder etmez insanın içi ferahlıyor, sevinç kaplıyor bünyeyi de ruhu da. Süreçte zaten Allah’ın emrini yerine getirmenin huzuru bir yana insanın kendine, topluma, yaşadığı çağa bile güveni artıyor. Güven böyle bir duygu çünkü, sahibinden çoğalıyor ve çevreye yansıyor. İnsanlarla olan ilişkin düzeliyor, insanlar sana bir başka bakıyor. Bu çağda güvenilir insan olmanın farkını, konforunu ve ayrıcalığını yaşıyorsun; en hasından bir “asil insan” oluyorsun. Sadece ailenin, eşinin dostunun değil emrine uyduğun için O’nun gözünde de bu duruşun kulluk heyecanını ve neşeni artırıyor.
Hasılı bu dosya masama ilk geldiği andan itibaren, teknik bir editörlük sürecinin ötesinde, insanı durdurup düşündüren, kelimelerle değil vicdanla konuşan bir metinle karşı karşıya olduğumu hissettirdi.
Bu kitapta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de metnin içtenliği oldu. Gıybet orucu fikrinin doğuş hikâyesi, bir insanın kendi kalbiyle hesaplaşması üzerinden anlatılıyor. Yazar Ömer Faruk Paksu, kendini temize çıkaran bir yerde durmuyor, bilakis okurla aynı zeminde buluşuyor. Süreçte yanıldığı, zorlandığı, sustuğu anları açıkça paylaşıyor. Bu dürüstlük, kitabın en güçlü taraflarından biri. Çünkü okur, sayfalarda kusursuz bir anlatıcıyla değil, kendisine benzeyen bir yol arkadaşıyla karşılaşıyor.
Metnin bölümleri ilerledikçe gıybetin ne kadar katmanlı bir mesele olduğu fark ediliyor. Zan ile başlayan bu sorun, zihne, kalbe ve dile doğru genişliyor. Suizan, tecessüs, niyet okuma, sosyal medya dili, grup sohbetleri, mizah kılıfına sokulmuş kırıcı cümleler… Bu yönüyle okur, metni okurken sürekli kendi hayatından sahnelerle karşılaşıyor.
Kitap, gıybetin ağırlığını ayetlerle, hadislerle, ibretli kıssalarla hissettirirken okuru umutsuzluğa sürüklemiyor. İnsan ilişkilerinin onarılabilir olduğuna, dilin terbiye edilebileceğine, alışkanlıkların değiştirilebileceğine dair güçlü bir umut taşıyor. “Gıybet orucu” fikri, ulaşılamaz bir ideal gibi sunulmuyor. Bir irade eğitimi, bir farkındalık süreci, bir iç disiplin olarak ele alınıyor. Bu yaklaşım, kitabı teorik bir metin olmaktan çıkarıp yaşanabilir bir rehbere dönüştürüyor. Hatta kitabın son bölümünde yer alan “otuz günlük gıybet orucu takvimi” ve bulunduğunuz ortama asabileceğiniz “poster hediyesi” ile yazar bu kararınızda ilk adımı atarken âdeta elinizden tutuyor.
Niyet Ettim Gıybet Orucu Tutmaya, bitirdiğinizde zihinde kalan bir kitap değil, hayata karışan, sohbetlerin ortasında hatırlanan, bir cümle kurulmadan önce duraksatan bir kitap. Bu kitabın, okurla buluştuğu her yerde bir iç muhasebeye vesile olmasını diliyorum. Duam odur ki tüm okurlarla birlikte bu oruca niyet edip ve hiç iftarını etmeyip hep birlikte cennette Efendimizin (s.a.v) sohbet meclislerinde buluşalım. Âmin!
Bu Kitabı Neden Okuyalım?
- Gıybetin kul hakkı ve karakter meselesi olduğunu fark ettirerek okuru derin bir vicdan muhasebesine davet eder.
- Zanla başlayıp tecessüsle büyüyen gıybet sürecini anlatarak, insanın kendi kalbini ve dilini nasıl kirlettiğini çarpıcı örneklerle gösterir.
- Kur’an ayetleri, hadisler ve ibretli kıssalar eşliğinde gıybetin insan ilişkilerinde açtığı derin yaraları sade bir dille açıklar.
- Sosyal medyadan, aile ve iş ortamlarına kadar uzanan gıybet biçimlerini ele alarak gıybetin yükünü ve sorumluluğunu açıkça ortaya koyar.
- Gıybetin yerine hüsnüzan ve empati koymanın mümkün ve gerekli olduğunu hatırlatır.
- Otuz günlük gıybet orucu takvimi ve “poster hediyesi” ile okura, teoriden pratiğe uzanan uygulanabilir bir manevi disiplin sunar.
- Gıybetten uzak durmanın insanın iç huzuruna ve ilişkilerine nasıl iyi geldiğini örneklerle fark ettirir.
Ailece Bu Cümleye Bayıldık
Gıybet, özünde bir iman zafiyetidir! Allah’ı “Semî” (her şeyi işiten), “Basîr” (her şeyi gören), “Alîm” (her şeyi bilen) ve “Habîr” (her şeyden haberdar olan) isimleriyle –ve daha pek çok esma ve sıfatıyla– tanıyan bir mü’minin ağzından, bir başkasının onurunu zedeleyecek, duyduğunda kalbini incitecek tek bir harf bile çıkamaz, çıkmamalıdır!
Yazar Ömer Faruk Paksu Hakkında
Üniversite tahsili devam ederken yayıncılığa başladı. Gazete hazırladı, dergi çıkardı, kitaplara editörlük yaptı, ajans yönetti, bir süre yayıncılığın baskı aşamasında görev aldı. Ömrünün yarısından çoğu kitaplar, yazarlar ve çizerlerle geçti. Sayısını kendisinin de bilmediği binlerce esere editör, yayın yönetmeni ya da yayın danışmanı olarak katkıda bulundu.
Kitaplar yazdı, yazmaya devam ediyor. Özellikle çocukların dünyasında yaşamaktan ve onlar için yazmaktan büyük haz duyuyor. Hâlen Aile Yayınları’nın yayın danışmanı ve yazarı olarak çok sevdiği meslek hayatına devam ediyor. İki kızı, bir de kedisi var.






