Rabbim Ne Olur Toparla Beni

Rabbim Ne Olur Toparla Beni

Bir eş, bir baba, elli yaşında bir adam.

Birden, hiç yoktan kapısına dayanan müzmin bir hastalık.

Ölüm ihtimalinin uyandırdığı derin farkındalıklar.

Korku, kaygı, şükür ve tefekkürle örülü saatler, günler, haftalar, aylar… Hastalar, sağlıklılar ve hasta yakınları için duygulara dokunan satırlar…

“Bu satırları yazarken hâlâ ağrılarım var. Ama artık kaçmıyorum. Kendimden, hastalığımdan, korkumdan…

Bir şey öğrendim: İnsan ağlamayı bile erteleyebiliyor. Ama bazen ağlamamak, ağlamaktan daha çok yoruyor.

Eğer bir gün bu satırları okuyan olursa şunu bilsin isterim: Ben güçlü görünmeye çalışmadım. Sadece çocuklarımın önünde yıkılmamaya çalıştım. Ve eğer ağlayacaksanız… Lütfen ardımdan ağlayın. Benim yanımdayken değil.”

Kitap Detayları

Yazar

Editör

Ayşe Çetintaş

Yaş Grubu

Kategori

Sayfa Sayısı

128

Ebat

13,5×21 cm

Cilt

Karton Kapak

Baskı Tarihi

Ocak 2026

Kitabı satın almadan önce incele

Satın Al

Kitabımızı aşağıdaki platformlardan satın alabilirsiniz.

ISBN: 978-625-5790-27-9 Etiketler: , , ,

Editörün Kaleminden

Engin Uzun’u yıllardır fotoğraflarından tanıyoruz. Işığı bekleyen, acele etmeyen, bakmayı bilen bir göz onunki. Bu kitapta ise o bakış, objektiften insanın iç dünyasına doğru yöneliyor. Objektifin önünde nasıl süslenmeyen bir gerçeklik varsa bu satırlarda da duygular makyajsızdır.

Bu kitabı okurken şunu çok net hissettim:

Burada güçlü görünmeye çalışan bir adam yok.

“Her şey yolunda” demek zorunda hisseden biri de yok.

Korkusunu inkâr etmeyen; kaygısını bastırmayan; acıyı süslemeyen bir insan var.

Bir eş, bir baba, elli yaşında bir adam…Ve bir gün, kapısına dayanan müzmin bir hastalık.

Bu kitap, tam da o andan sonra başlayan iç konuşmaları kayda alıyor. Korkunun bedende nasıl gezindiğini, beklemenin insana neler düşündürdüğünü, ağrının sadece fiziki değil, zihinsel bir yük olduğunu çok içten bir şekilde anlatıyor.

Satırlar ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: Bu kitap yalnızca hastalara yazılmamış. Sağlıklılara, hasta yakınlarına, güçlü durmak zorunda hisseden herkese hitap ediyor. Çünkü burada anlatılan şey: hayatın gerçekliği.

“İnsan ağlamayı bile erteleyebiliyor” cümlesi, editör masasında uzun süre durduğum cümlelerden biri oldu. Çünkü bu cümle, bugünün insanını çok iyi anlatıyor. Güçlü görünmeye mecbur bırakılmış, duygularını askıya almış, yasını bile erteleyen bir insanlık hâli bu.

Kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de şu oldu: yazar acısını merkeze almıyor; çocuklarının sesini, eşinin sessizliğini, odanın içindeki havayı fark ediyor. Kendine değil, hayata bakmaya devam ediyor. Bu da satır aralarında insana nefes aldırıyor.

Engin Uzun bu kitapta okuru teselli etmeye de çalışmıyor. Öğüt vermiyor. Güzel cümleler kurmak derdinde değil. Sadece yaşadığını olduğu gibi bırakıyor satırların içine. Belki de bu yüzden, metin okurun kalbinde yer ediyor.

Bu kitap; hastalığı yaşayanlara “Yalnız değilsin” demenin yanı sıra sağlıklı olanlara da şunu fısıldıyor:

“Hayat, sandığından daha kırılgan; ama tam da bu yüzden daha kıymetli.”

Editör olarak bu metnin içinde şuna çok sık rastladım:

Sessizlik. Ama kaçılan bir sessizlik değil bu; insanın kendine nihayet kulak verdiği bir sessizlik.

Kitabı bitirdiğinizde elinizde bir “anı” kalmıyor. Bir duruş kalıyor. Bir yavaşlama. Ve belki de en kıymetlisi, insanın kendi kalbine daha dikkatli bakma ve hayatı ertelemeden yaşama niyeti…

Sessizce. Gösterişsizce. Ama kalıcı bir iz bırakarak.

Haydi o zaman hayatımızda kalıcı izler bırakmaya niyet edelim.

Bu Kitabı Neden Okuyalım?

  • İnsanın hastalık karşısındaki iç hâlini görünür kılar.
  • Hastalara, sağlıklılara, hasta yakınlarına ve hayatı erteleyerek yaşayan herkese temas eder.
  • Acıyı dramatize etmeden, süslemeden; olduğu hâliyle bırakır ve okura kendi duygusuyla baş başa kalma alanı açar.
  • Baba olmayı, eş olmayı, sorumluluk taşıyan bir yetişkin olmayı kahramanlık anlatısına kaçmadan ele alır.
  • Güçlü görünme zorunluluğunun arkasında biriken korku, kaygı ve yorgunluğu saklamadan dile getirir.
  • Teselli dağıtan cümleler kurmaz; yavaşlamaya, durmaya ve fark etmeye davet eder.
  • Okurda bilgi bırakmaktan çok, hayata bakışını yeniden düzenleyen bir iç sessizlik oluşturur.
  • İnsanın kırılganlığını zayıflık değil, insan olmanın doğal bir parçası olarak yeniden konumlandırır.

Ailece Bu Cümleye Bayıldık

“İnsan, hastalıkla birlikte bedeninin sınırlarını fark ederken aslında ruhunun ne kadar yorulduğunu da görür. Güçlü kalma çabası çoğu zaman iyileştirmez; aksine duyguları erteleyerek acıyı büyütür. Oysa insan, kırılganlığını inkâr etmediği anda hem kendine hem hayata daha sahici bir yerden tutunmaya başlar.”

Yazar Engin Uzun Hakkında

Engin Uzun, otuz yılı aşan mesleki birikimiyle fotoğraf ve görsel anlatım alanında üretimlerini sürdüren deneyimli bir fotoğrafçı ve görsel üreticidir. Sanatla kurduğu ilişki, yalnızca estetik bir arayıştan ibaret değildir; insanı, zamanı ve anlamı merkeze alan uzun soluklu bir yolculuğun ürünüdür. Mesleki kariyeri boyunca fotoğrafın farklı disiplinlerinde üretimler gerçekleştirmiş; portre, belgesel, ürün, mekân ve konsept fotoğrafçılığı başta olmak üzere çok sayıda projede yer almıştır. Çalışmalarında teknik yeterlilik ile anlatı gücünü bir araya getirerek, görselin yalnızca “bakılan” değil, aynı zamanda “okunan” bir dil olmasını hedeflemiştir. Sahada edindiği tecrübeyi akademik alana da taşıyan Uzun, dört yıl boyunca üniversite bünyesinde fotoğraf ve görsel üretim alanlarında eğitim vermiştir. Bu süreçte bakış açısı kazandırmayı, görsel düşünmeyi ve etik üretim bilincini merkeze alan bir eğitim anlayışı benimsemiştir. Öğrencileriyle kurduğu bu etkileşim, onun üretim pratiğini de besleyen çift yönlü bir öğrenme alanı oluşturmuştur. Uzun yıllara dayanan mesleki birikimi, onu seçici rollerde de öne çıkarmıştır. Ulusal ve yerel ölçekte düzenlenen birçok fotoğraf yarışması, sanat etkinliği ve görsel proje kapsamında jüri üyeliği yapmış; genç fotoğrafçılar ve yeni kuşak görsel üreticiler için yol gösterici görevler üstlenmiştir. Bu süreçlerde estetik ölçütlerin yanı sıra anlatı derinliği, teknik yeterlilik ve etik duruşu esas alan bir değerlendirme yaklaşımı benimsemiştir. Sanatsal ve mesleki katkıları, yıllar içerisinde çeşitli kurum ve organizasyonlar tarafından takdir edilmiş; üç ayrı ödüle layık görülmüş, ayrıca çok sayıda plaket ve onur belgesi ile çalışmaları resmî olarak tescillenmiştir.  Uzun, geleneksel fotoğraf disiplinini korurken, dijital üretim tekniklerini ve çağdaş görsel araçları yakından takip ederek kendini sürekli güncellemektedir. Bu yaklaşım, çalışmalarında hem zamansız hem de çağdaş bir dil kurulmasını sağlamaktadır. Otuz yılı aşan meslek hayatı boyunca edindiği deneyim, onun için bir “tamamlanmışlık” değil; sorumluluk alanını genişleten bir birikimdir. Fotoğrafı hâlâ öğrenilen, aranan ve derinleştirilen bir alan olarak görür; üretmeye, değerlendirmeye ve bilgi aktarmaya devam etmektedir.