
Nazik Çocuklar Takımı
Mete önde olmayı çok severdi. Yarışlarda birinci olmak, sıranın en önüne geçmek, oyunlarda dediğini yaptırmak isterdi. Ona göre “güçlü olmak” zaten bu demekti. Lakin yeni taşındığı mahallede tuhaf şeyler oldu. Mete, çocuklara sert davrandı ama kimse ondan korkmadı. Dalaştığı hiç kimse onunla kavgalaşmadı.
Çocuklar tek bir şey yaptılar: Yavaş yavaş yanından uzaklaştılar. Oyunlar kuruldu, Mete çağrılmadı. Kahkahalar yükseldi, Mete eğlencenin dışında kaldı. Doğum günlerinde Mete davet almadı. Derken bir gün Mete’nin karşısına acayip bir takım çıktı: Nazik Çocuklar Takımı!
Bu takımın forması yoktu, kaptanı yoktu ama çooook keyifli oyunları vardı. İşte o zaman Mete’nin aklına şu sorular takıldı:
Nazik olmak zayıflık mıydı?
Kaba davranışlar insana güç kazandırır mıydı?
Mete, bu davranışları geride bırakıp takıma katılacak mıydı?
Klinik Psikolog Hatice Topkaraoğlu’ndan arkadaşlık, empati, sınırlar ve nezaket üzerine sıcacık, eğlenceli bir hikâye.
Üstelik bu takımda senin için de bir yer var!
Kitap Detayları
| Yazar | Hatice Topkaraoğlu |
|---|---|
| Çizer | Merve Altınöz |
| Editör | Ayşe Çetintaş |
| Yaş Grubu | 7 yaş ve üzeri |
| Kategori | Hikâye |
| Sayfa Sayısı | 72 |
| Ebat | 13,5×21 cm |
| Cilt | Karton Kapak |
| Baskı Tarihi | Eylül 2026 |
Kitabı satın almadan önce incele
Satın Al
Kitabımızı aşağıdaki platformlardan satın alabilirsiniz.
Editörün Kaleminden
Mete’yle tanışır tanışmaz nasıl bir çocuk olduğunu anlıyoruz. En büyük köfte onun tabağında olmalı, meyve suyu en çok onun bardağına konmalı, yarışları mutlaka o kazanmalı… Futbol oynarken topu kimseye vermiyor, bir arkadaşı hata yaptığında kahkahayı basıyor, sırada beklemeyi de hiç sevmiyor. Mete’ye göre güçlü çocuk dediğin öne geçer, yenilmez, kimseye ezilmez.
İlk bakışta ona kızabilirsiniz. Ben yayıma hazırlarken “Bir dur artık Mete, bırak arkadaşlarını rahatsız etmeyi” demek istedim. Sonra Mete’nin eski mahallesinde yaşadıklarını okudum. Orada kaybedenlerle alay ediliyor, hata yapan çocuklar küçümseniyor, güçlü görünmeyenler grubun dışında kalıyordu. Mete de kendince bir yol bulmuştu: Hep kazanırsa kimse ona dokunamazdı.
Bir çocuğun davranışına bakıp onun hakkında hemen karar verebiliyoruz. Paylaşmıyorsa bencil, arkadaşını itiyorsa kaba, söz dinlemiyorsa yaramaz… Peki çocuk neyi anlatmaya çalışıyor? Neden hep öne geçmek istiyor? Geride kaldığında başına ne geleceğini düşünüyor?
Klinik Psikolog Hatice Topkaraoğlu, Mete’nin davranışlarını anlatırken bu tarafı gözden kaçırmıyor. Yaptıklarını mazur göstermiyor elbette. Hikâyede Mete’nin verdiği zararla karşılaşmasına, sorumluluk almasına ve bozduğu şeyi düzeltmesine izin veriyor. Fakat Mete’yi “kötü çocuk” diye de karşımıza çıkarmıyor. Sertliğinin altında ne olduğunu, neden hep birinci olmak istediğini ve arkadaşlarına karşı neden böylesine savunmada kaldığını yavaş yavaş görmemizi sağlıyor.
Bana göre burası kitabın en güçlü taraflarından biri. Zira çocukların yanlış davranışlarını düzeltmeye çalışırken sözlerimizin onların kişiliğine yönelmesi çok yaralayıcı olabiliyor. “Yaptığın şey arkadaşını üzdü” demekle “Sen kaba bir çocuksun” demek arasında büyük bir fark var. Biri çocuğa davranışını değiştirebileceği bir alan açıyor, diğeri ise onu bir sıfatın içine hapsediyor.
Kitapta anne babaların ve öğretmenlerin günlük hayattan hemen tanıyacağı pek çok sahne var. Mesela, çocuklar tartıştığında hemen “Hadi, özür dile” diyoruz. Çocuk “Özür dilerim” diyor ama yüzünden belli ne yaptığıyla pek ilgilenmiyor. Bir an önce konu kapansın ve oyununa dönsün istiyor. Mete’nin özründe ise önce fark etmeyi görüyoruz. Arkadaşlarını neden kaybettiğini görüyor. Yaptığı şeylerin başkalarını nasıl etkilediğini anlıyor. Sonra onların karşısına çıkıp açıkça konuşuyor. Ardından yeni davranışlar deniyor. Servise binerken yol veriyor, sınıfta yardım ediyor, maçta topu paylaşıyor. Güçlü olmak için herkesi yenmesi gerekmediğini yavaş yavaş anlıyor. Çocukların değişimi de böyle olmuyor mu zaten? Bir kez söylüyoruz diye her şey düzelmiyor. Yeni bir davranışı denemeleri, sonucunu görmeleri, arada yine eski alışkanlıklarına dönmeleri mümkün. Değişmek biraz vakit istiyor.
Mete’nin sınıfına Alp adında yeni bir çocuk geldiğinde, karşısında eski hâlini görüyor. Alp sert konuşuyor, kimseyi yanına yaklaştırmıyor. Diğer çocuklar ondan uzak dururken Mete başka türlü davranıyor. Çünkü o sertliğin altında neler olabileceğini biliyor. Alp’e takımda yer açıyor. Çocuğun öğrendiğini gerçekten anlayıp anlamadığını burada görüyoruz. Mete, kendisine gösterilen anlayışı başka bir çocuğa gösterebiliyor artık.
Kitapta başka bir farkındalık daha görüyoruz. Çocuklar birbirlerini dinlediğinde, yardım ettiğinde, hata yapanı utandırmadığında ve aralarına yeni katılan birine yer açtığında takım oluyorlar. Kitabın adı da buradan geliyor zaten: Nazik Çocuklar Takımı.
Merve Altınöz’ün renkli çizimlerinde Mete’nin neşesini, öfkesini, yalnızlığını ve değişimini rahatça görebiliyoruz. Kitabın sonunda yer alan takım kuralları ve sorular da nezaket konusunun çocuklarla konuşulmasını kolaylaştırıyor. “Sen olsaydın ne yapardın?”, “Bir arkadaşına hatasını onu utandırmadan nasıl söylerdin?” gibi sorular sayesinde kitabı bitirdikten sonra da çocuklarla konuşmaya devam edebiliyorsunuz.
Ben Mete’yi sevdim. Yaptığı her şeyi sevmedim elbette. Ama onu etiketlemeden, neden böyle davrandığını anlamaya çalışan yaklaşımı sevdim. Eminim siz de seveceksiniz Mete’yi, ve Naizk Çocuklar Takımı’nı.
Keyifli okumalar, nezaketle güzelleşen günler dilerim…
Bu Kitabı Neden Okuyalım?
- Bir çocuğun okulda, serviste, parkta ve arkadaşlarıyla oynarken nasıl nazik davranabileceğini örneklerle anlatır.
- Çocukların kırıcı davranışlarının arkasında kabul edilme, güçlü görünme ve arkadaş grubunda yer bulma isteği olabileceğini gösterir.
- Çocuğu davranışlarıyla etiketlemek yerine davranışının nedenlerini anlamaya yardımcı olur.
- Gerçek gücün her zaman kazanmak, öne geçmek ve başkalarını yenmek olmadığını anlatır.
- “Hadi, özür dile” denilerek söylenen bir özürle, hatasını anlayarak dilenen özrün aynı olmadığını ortaya koyar.
- Hata yapan bir çocuğun değişebileceğini ve yeni davranışlar öğrenebileceğini gösterir.
- Değişimin bir anda gerçekleşmediğini; denemek, yanılmak ve yeniden çabalamak gerektiğini anlatır.
- Kaybettiğinde oyunu bozmamanın, sırasını beklemenin ve arkadaşlarıyla paylaşmanın önemini gösterir.
- Dışlanan veya arkadaş edinmekte zorlanan çocuklara karşı anlayışlı davranmayı öğretir.
- Çocuklara takım olmayı, yardımlaşmayı ve birlikte hareket etmeyi sevdirir.
- Kitabın sonunda yer alan takım kuralları, sorular ve etkinliklerle nezaket konusunun evde ve sınıfta konuşulmasına yardımcı olur.
Ailece Bu Cümleye Bayıldık
“Eski mahallemizde kaybedenler pek arkadaş bulamazdı. Hata yapanlarla alay edilirdi. Sadece güçlü olanların arkadaşı vardı. Ben de… Şey… Öyle olmalı zannediyordum. Ama hata yapmışım. Sizden çok özür dilerim.”






